




Giriş ve Tarihçe
İçinde
bulunduğumuz uygarlık meraklı insanoğlunun etrafında gözleyip
kavrayabildiği, petrol, kuvvet ve enerji gibi, çeşitli fiziksel
kaynaklardan yarar tesis etmesiyle gelişti. Bilgisayarın icadı ile
birlikte karmaşık bilgi işleme süreçlerinin insan beyni
dışına taşınabilmesi bilgiyi bu fiziksel kaynaklar listesine ekleyen en
önemli adımlardan biri oldu. Bu yönde ilk adım Alman
mühendis Konrad Zuse'nin 1941'de ilk bilgisayarı tasarlaması ile
gerçekleşti. Zuse'nin tasarısını olanaklı kılan bilgi birikimi
ise matematikçi, mühendis, ve filozof Charles Babbage'ın
(1791-1871) erken fikirlerine kadar uzanır. Babbage'in şifre
çözümüne yöntemsel yaklaşan ilk bilim adamı
olma özelliğini de anımsamakta fayda var.
Bilgisayar teknolojisindeki muazzam gelişmeler, her geçen yıl
önceki yıla nazaran iki kat daha küçük ve iki kat
daha hızlı bilgisayarlarla tanışmamıza olanak sağlıyor.
Günümüzde bilgisayar işlemcileri ve diğer sayısal
tümleşik elektronik devrelerinin artık mikron altı boyutlarında
tasarlanıp üretilebiliyor. Ama asıl ilginç olan, elinizin
altındaki bu çok hızlı ve minik makinaların çalışma
esaslarının, 18000 vakum tübü ve toplam 1000 km'ye varan kablo
yığınıyla ağırlığı tonları bulan, 'Gargantuan' atalarınınkiyle temelde
aynı oluşu. "Klasik Hesaplama" paradigması olarak da adlandırılan bu
hesaplama kuramından ilk olarak 1936 yılında ünlü
matematikçi Alan Turing söz eder. 1940'larda yine başka bir
matematikçi olan John von Neumann Turing Makinası kuramını daha
etraflıca çalışılır.

Şekil
2: CMOS VLSI, 0.7u teknolojisi ile tasarlanmış,
bir SRAM ünitesi (Bülent Özel, 1999)
Bilgisayar işlemcileri ve diğer sayısal tümleşik elektronik devrelerinin artık mikron altı boyutlarında tasarlanıp üretilmesi bize inanılmaz görünebilir. Ancak bilim adamları artık bir atom güruhunun etkileşimi esasına dayalı mantık kapılarının oluşumundan inşa edilmiş yeni nesil işlemciler öngörmekteler. Bilindiği gibi atomik düzeyde maddeler kuantum mekaniği yasalarınca etkileşirler ve bu tanecik yasaları bilgisayarımızdaki temel mantık kapılarının çalışma prensiplerini belirleyen klasik mekanik yasalarından oldukça farklıdırlar. Öyleyse, geleceğin öngörülen atomik boyuttaki mantık kapıları kuantum teknolojisince yeniden tasarlanır olabilmeli ki gelişmenin o merhalesinden fayda sağlayabilelim.
Burada
asıl önemli olan kuantum teknolojisinin, dar bir silikon
yüzeyine daha fazla sayıda bit sığdırabilme uğraşılarının veya yeni
mikro işlemcilerin öncekilerin çalışma hızını katlayamama
endişesinin ötesinde, tümüyle yeni hesaplama
yöntemlerini destekliyor oluşundadır. Niteliksel olarak yeni
algoritmalar yazabilmemize olanak sağlayan bu hesaplama paradigması
taneciklerin davranış prensiplerinden ilham alır.
Richard Feynman, 1980'lerin başında, kuantum mekanik sistemlerin simulasyonunun her zaman çok fazla zaman ve bellek ihtiyacı doğurduğuna işaret etti. Üstelik bu gereksinimin kuantum değişkenlerinin doğrusal artışına üstel bir fonksiyonla eşlik ediyordu. Bilgisayarların hesaplama kapasitelerindeki muazzam genişlemeye olanak tanıyan olasılıklara ışık tutan da işte bu gözlem oldu. David Deutsch bu gözlemden yola çıkarak 1980'lerin sonunda Kuantum Turing Makinasını tanımladı.
Motivasyon
Farzedelim ki belli bir iş herhangi bir kuantum sisteminde on adımda gerçekleştiriliyor olsun, Feynman'ın gözlemlerinin doğruluğunu kabul ettiğimizde aynı işi 'klasik' bilgisayarlarımız belki bir milyon adımda taklit edebiliyor olacak. Buradan hareketle, kullandığımız 'klasik' bilgisayarla yaptığımız bazı çok büyük hesapların bir kuantum sisteminde sadece bir kaç adımda gerçekleşebileceğini söyleyebiliriz. Kuantum bilgisayarları Turing ve von Neumann'ın klasik hesaplama tasavvurlarını aşarak kuantum fiziği prensiplerine göre çalışırlar. Bu prensiplerdir ki bir kuantum bilgisayarına klasik bilgisyarlarda mümkün olamayan yeni hesaplama kapsamı ve alanı sağlayabilmektedir. Kuantum mekanik sistemlerinin bilgi işleme bilimi ile buluşması, bilgisayar bilimcilerine yeni ve çok güçlü bir hesaplama paradigması kurma fırsatı vermiştir.
Temel Farklılıklar
Bu açıdan klasik ve kuantum bilgisayarları arasındaki,
aşağıda açıklamaya çalışacağımız, üç ana farkı
kavramak kuantum bilgisayarlarının nasıl çalıştığını anlamamıza
yardım eder umarız.
İlk temel farklılık iki sistemin bilgi işleme ünitelerinde gözlemlenir. Klasik bilgisayarlar en küçük bilgi saklama ve işleme birimi olan bit'lerden yapılandırılmıştır. Bu fiziksel birimler "0" ve "1" ile simgelediğimiz hallerden sadece birinde olabilirler. Kuantum bilgisayarları ise kübit'lerden oluşur. Kübitler fiziksel sistemler olarak klasik bilgisyar sistemlerindeki 0 ve 1 hallerine sahip olabilmekle beraber 0 ve 1 arasındaki sınırsız başka halleri de barındırırlar. Bu ara haller, çakışma (İng., superposition) halleri olarak adlandırılmaktadır. Bu ara hallerin varlığı sayesinde bir kübit, sıradan klasik bir bit'e oranla çok daha fazla bilgiyi aynı büyüklükteki fiziksel bir alana sığdırmamıza olanak sağlamaktadır.

Klasik bilgisayarlar ve Kuantum bilgisayarları arasındaki üçüncü önemli fark ise çalışan bir bilgisayarın hangi halde olduğunu öğrenmeye çalıştığımızda belirir. Klasik bir bilgisayarda istediğimiz an bilgisayardaki bitlerin hangi halde olduğunu tam doğrulukla öğrenebiliriz. Tuhaf belki, ama, bir kuantum bilgisayarının hangi halde olduğunu bilmek teorik olarak imkansızdır. Kuantum bilgisayarını oluşturan kübitlerde hangi çakışma halinin saklı tutulduğunu tam olarak belirleyemeyiz. Yani, bilgisayarın herhangi bir andaki hali hakkında sadece kısmi bir bilgiye sahip olabiliriz. Böylelikle, kuantum bilgisayarları için algoritma tasarlamak, bir taraftan kuantum mantık işlemlerinin ve hallerinin geniş yelpazesinden faydalanmaya çalışırken diğer taraftan bilgisayarın içindeki bilgiye erişim kısıtlılığı arasındaki hassas dengeyi tutturma uğraşı anlamına gelecektir.
Uygulamalar ve Sonuç

Çok büyük bir tam sayıyı asal çarpanlarına
ayırma klasik hesaplama yoluyla yapıldığında oldukça
külfetli bir işlem olabilir . Bu yüzden internet sayfaları,
şifrelenmiş e-posta mesajları ve diğer birçok kamuya açık
bilgi çok büyük asal çarpanlardan oluşturulmuş
tamsayı anahtarlarla korunmaya çalışılmaktadır.
Güvenlik gerektiren hemen hemen tüm internet işlemlerinde
burada bahsi geçen varsayımlara dayanılarak geliştirilen RSA
şifreleme algoritması kullanılmaktadır. Fakat, bir kuantum
bilgisayarının böylesi şifreleri çok kolay
çözebileceğini Peter Shor'un 1994'te yayınlanan, kuantum
bilgisayarları için geliştirdiği tam sayıları asal
çarpanlarına ayırma algoritması göstermiş oldu. Bunun
için gerekli yegane koşul, yeterince sayıda kübite sahip bir
kuantum bilgisayarının fiziksel varlığıdır. Kuantum hesaplama
teorisini popüler kılan en önemli özelliği de budur.
Kuantum hesaplama teorisindeki en önemli sorunsal kuantum
bilgisayarının fiziksel olarak tasarımının ta kendisi. Şekil 4'te
gördüğümüz IBM ve MIT'den araştırmacıların ortaklaşa
çalışmasıyla ortaya çıkarılan bilinen fiziksel olarak en
gelişmiş kuantum bilgisayarıdır. Araştırmacılar, bu
tümüyle kuantum mekaniği yasalarına uyumlu, 7-kübitlik
bilgisayar ile Shor'un asal çarpanlarına ayırma algoritmasının
çalıştığını gösterdiler. Sadece 24 atomluk
(C11H5F5O2Fe ) molekülden oluşan bu kuantum bilgisayarı ile
15'i çarpanlarına ayırabilmekteyiz. Molekül üzerindeki
5 Flor atomu ve iki Karbon-13 atomu birer kübit gibi
davranmaktalar. Çünkü hem birbirleri ile
etkileşim halindeler, hem de tek tek programlanabilmekteler. Yüksek
enerjili radyo frekanslarına maruz kaldıkalarında enerji düzeyleri
değiştirilerek klasik anlamda yazma işlemi gerçekleşiyor.
Nükleer manyetik rezonansa tabi olduklarında ise hangi enerji
düzeyinde oldukları tesbit edildiğinden okuma işlemi yapılmış
oluyor.
Şekil 4'teki her bir atom Şekil 2'deki milyonlarca atomlu tek
üniteli SRAM'den çok daha işlevsel görev
üstlenebilmektedir. Bu basit karşılaştırma bile sanırım kuantum
bilgisayarların potansiyel işlem gücü hakkında yeterince fikir
verir. Şekil 4'teki bir atom güruhunun bir araya gelmesiyle
oluşturulan 7-kübitlik bilgisayar, aynı anda 27 tane hesap
yapabilmektedir. Diğer bir bakışla, 7-kübitlik bu şık kuantum
bilgisayarı bize, klasik hesaplama düzleminde, 7 bitlik 128
paralel işlemcili bir süper bilgisayarın performansını
sağlamaktadır.
Yukardaki uygulamanın yanısıra, yakın zamanda, Japonya'daki bir
araştırma grubu yaptıkları çalışmalar ile kuantum
bilgisayarlarını inşa edecek olan yapı taşı niteliğinde temel kuantum
mantık kapıları önerdiler ve önerilen bu yapılardan bir
katı-hal cihazı tasarladılar.
Olası kuantum mantık kapılarındaki çeşitlilik
düşünüldüğünde, tüm kuantum sistemleri
için önerilecek böylesi temel yapı taşlarından söz
etmek acaba ne kadar doğru bir yaklaşım olur? Belki de kuantum
bilgisayarlarının fiziksel tasarımlarındaki asıl büyük
adımlar, ancak klasik fizik pratiklerinden apayrı metodlar izlendiğinde
atılabilecek.
"To read our E-mail, how mean of the spies and their quantum machine;
Be conforted though, they do not yet know how to factorize twelve or fifteen."
“E-mail’lerimizi okumak casuslar ve kuantum makinaları için ne kadar da kolay…
Ama yine de içiniz rahat olsun, henüz onikiyi ya da onbeşi bile çarpanlarına ayıramıyorlar."
Volker Strassen
David
Deutsch, " Quantum Theory, the Church-Turing Principle and the
Universal Quantum Computer", Proceedings of Royal Society London, 1985.
"IBM's Test-Tube
Quantum Computer Makes History", erişim 2004.04.10, adres http://www.research.ibm.com/resources/news/20011219_quantum.shtml.
"Introductions and Tutorials", erişim 2004.04.05, adres http://www.qubit.org/.
Julian
Brown, "A Quantum Revolution for Computing", New Scientist 24, September 1994.
Peter Shor, "Polynomial-time
algorithms for prime factorization and discrete logarithms on a quantum
computer", SIAM Journal of Computing 26, 1997.
"Quantum
Computer", erişim 2003.10.23, adres
http://www.wikipedia.org/wiki/Quantum_computer.
Richard Feynman, "Simulating Physics with Computers", Inter. J. Theor. Phys., 21, pp.
467-488, 1982.


